Halil
Berktay’ın 1977 1 Mayısıyla ilgili olarak ortaya attığı “sol kendi
rezilliğinden mağduriyet yarattı”
iddiası sol kesimde büyük bir öfkeye yol açarken, karşı (sağ) tarafta da
1980 öncesinin bütün günahlarını sola yıkma çabasına kullanışlı bir malzeme
sağladı. Berktay’ın iddiası, Türkiye’de yaşanan her türlü kötülüğün kökü
dışarıdaki şeytani organizasyonlardan
(Masonlar, Yahudiler, ABD, “beynelmilel komünizm” vb) ve onun içerideki
beyni yıkanmış işbirlikçilerinden kaynaklandığını, kendisinin hep masum hep
temiz ve her zaman kurban olduğuna inanmış sağ zihniyetin iman tazelemesine yol
açtı.
Solun
Berktay’a bu derece sert bir tepki vermesini doğru bulmadığımı belirteyim. Bir
kere, 1 Mayıs 1977’yle ilgili “sol içi çatışma” tezi yeni ve Berktay’a ait bir
fikir değil. Şahsen 1977’yi pek hatırlamam ama o kanlı 1 Mayıs’ın 1980
öncesindeki yıldönümlerinde katliamın bu yönünün sol içinde tartışıldığını ve
Sovyetçi grupların Maocuları, Maocuların da Sovyetçi grupları katliamın faili
olarak işaret ettiğini, yaşadığım şehrin duvarlarının bu minvaldeki yazılarla
doldurulduğunu hatırlıyorum. Bir taraf duvarlara, “1 Mayıs katliamının
sorumlusu MİT, CİA, Kontrgerilla ve Maocu Bozkurtlardır” diye yazarken öbür
taraf bu kalıptan sadece “Maocu Bozkurtlar” tanımını çıkarıp yerine “Sosyal
Faşistler” tanımını koyarak aynen kullanıyordu.
1 Mayıs 1977
Taksim katliamı Türkiye’nin provokasyonlar ve katliamlar tarihinde tekil olarak
ele alınması gereken bir vakadır. Bu vaka ne tamamen “sol içi çatışma” ne de
tamamen “devlet tertibi” diye tanımlanabilir. Adı geçen sol gruplar arasında 1
Mayıstan önceki günlerde büyük bir gerilimin olduğu, İstanbul’da Maocu kamptan
(Halkın Kurtuluşu) İzmir’de ise Sovyetçi kamptan (TKP’nin gençlik yapılanması
İGD) birer kişinin öldürüldüğü, bu gerginliğin o gün Taksim’e de
taşındığı bilinen bir olgudur. İlk ateşin Taksim’de iki grubun karşılaştığı
Tarlabaşı tarafından geldiği de alanda bulunan hemen herkes tarafından
doğrulanan bir bilgidir. Yanı sıra, Taksim’e gelen sol hareket mensuplarının
bazılarının kendilerini koruma amaçlı silah taşıdığı da malumdur (bu arada, “20
bin silahlı adam” iddiası tamamen işkembe ürünü bir iddiadır. Solun hiçbir zaman
bir alanda silahlı 20 bin kişi toplayacak gücü olmadı).
Bu bilgileri
bir araya getirdiğimizde, o gün Taksim’de bir yangın için gerekli ateşleyici,
tutuşturucu, yanıcı, patlayıcı bütün unsurların zaten mevcut olduğunu görürüz.
İş bir kıvılcıma kalmıştır ki, Tarlabaşı tarafında patlayan silah (her kim
tarafından hangi amaçla atıldıysa) o işlevi görmüştür. Sonrası için fazladan
bir provokasyona zaten gerek yok; bir meydanda sıkışmış yüz binlik kitle,
patlayan yüzlerce silah, kaçmak için birbirini ezen insanlar, zücaciyeci
dükkânındaki fil gibi meydanda insanların arasına dalan panzerler, polis
araçları… Polis telsizlerinden yansıyan konuşmalardan polisin de o anda ne
yaptığını bilmeden hareket ettiğini anlıyoruz.
Bu yönüyle 1
Mayıs 1977 daha sonra tertiplenen Maraş, Çorum gibi provokasyon amaçlı
katliamlara benzemez. Bu anlamda, 1 Mayıs 1977’den hareketle tümevarımla “Taksim
sol içi çatışmaydı, demek ki Maraş ve Çorum vb de öyle” genellemesi de yapılamaz;
aynı şekilde tümdengelimle, “Maraş ve Çorum faşist provokasyondu, demek ki
Taksim de tamamen öyle” genellemesi de yapılamaz. İkisi de yanlıştır.
Failler
çıkıp açıkça itiraf etmedikçe bu olayın bir devlet tertibi olup olmadığını
anlayamayacağız. Kesin olan şu ki, Kanlı 1 Mayıs tertipli katliam olsa bile
bunun zeminini sol kendi eliyle hazırlamıştır. Kesin olan ikinci şey; devlet 1
Mayıs 1977’nin faillerini bulmak için hiçbir şey yapmamıştır. Ne doğru dürüst
soruşturma yapılmış, ne deliller toplanmış, ne topluluğun üzerine çevredeki
binalardan ateş açılması iddiaları açıklığa kavuşturulmuş ne de dava bir sonuca
ulaşmıştır. Gerçekten hiçbir sorumluluğu olmasa bile bu açıdan sorumludur
devlet. Sanıyorum Halil Berktay asıl büyük tepkiyi devletin bu rolünü
vurgulamayı ihmal ettiği için (belki unuttuğundan?) aldı. Hem de 1 Mayıs gibi
özel bir günde böyle bir iddia ortaya atıyorsanız sözlerinizin nerelere doğru
sündürüleceğini hesaplamalısınız. “Solun kepazeliği” diye kestirip atıyorsanız
bilinenlerden fazla bildiğiniz şeyler olmalı ve onları da ortaya koymalısınız.
Kanaatimce, 1
Mayıs 1977 çok yönlü, çok taraflı ahmaklık sonucu yaşanmış bir faciadır. Nazım
Hikmet’in dediği gibi, “kabahat senin / demeğe de dilim varmıyor ama / kabahatin
çoğu senin, canım (solcu) kardeşim!”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder