8 Mayıs 2012 Salı

1 Mayıs 1977: Kabahatin Çoğu Senin, Canım (solcu) Kardeşim



Halil Berktay’ın 1977 1 Mayısıyla ilgili olarak ortaya attığı “sol kendi rezilliğinden mağduriyet yarattı”  iddiası sol kesimde büyük bir öfkeye yol açarken, karşı (sağ) tarafta da 1980 öncesinin bütün günahlarını sola yıkma çabasına kullanışlı bir malzeme sağladı. Berktay’ın iddiası, Türkiye’de yaşanan her türlü kötülüğün kökü dışarıdaki şeytani organizasyonlardan  (Masonlar, Yahudiler, ABD, “beynelmilel komünizm” vb) ve onun içerideki beyni yıkanmış işbirlikçilerinden kaynaklandığını, kendisinin hep masum hep temiz ve her zaman kurban olduğuna inanmış sağ zihniyetin iman tazelemesine yol açtı.

Solun Berktay’a bu derece sert bir tepki vermesini doğru bulmadığımı belirteyim. Bir kere, 1 Mayıs 1977’yle ilgili “sol içi çatışma” tezi yeni ve Berktay’a ait bir fikir değil. Şahsen 1977’yi pek hatırlamam ama o kanlı 1 Mayıs’ın 1980 öncesindeki yıldönümlerinde katliamın bu yönünün sol içinde tartışıldığını ve Sovyetçi grupların Maocuları, Maocuların da Sovyetçi grupları katliamın faili olarak işaret ettiğini, yaşadığım şehrin duvarlarının bu minvaldeki yazılarla doldurulduğunu hatırlıyorum. Bir taraf duvarlara, “1 Mayıs katliamının sorumlusu MİT, CİA, Kontrgerilla ve Maocu Bozkurtlardır” diye yazarken öbür taraf bu kalıptan sadece “Maocu Bozkurtlar” tanımını çıkarıp yerine “Sosyal Faşistler” tanımını koyarak aynen kullanıyordu.

1 Mayıs 1977 Taksim katliamı Türkiye’nin provokasyonlar ve katliamlar tarihinde tekil olarak ele alınması gereken bir vakadır. Bu vaka ne tamamen “sol içi çatışma” ne de tamamen “devlet tertibi” diye tanımlanabilir. Adı geçen sol gruplar arasında 1 Mayıstan önceki günlerde büyük bir gerilimin olduğu, İstanbul’da Maocu kamptan (Halkın Kurtuluşu) İzmir’de ise Sovyetçi kamptan (TKP’nin gençlik yapılanması İGD) birer kişinin öldürüldüğü, bu gerginliğin o gün Taksim’e de taşındığı bilinen bir olgudur. İlk ateşin Taksim’de iki grubun karşılaştığı Tarlabaşı tarafından geldiği de alanda bulunan hemen herkes tarafından doğrulanan bir bilgidir. Yanı sıra, Taksim’e gelen sol hareket mensuplarının bazılarının kendilerini koruma amaçlı silah taşıdığı da malumdur (bu arada, “20 bin silahlı adam” iddiası tamamen işkembe ürünü bir iddiadır. Solun hiçbir zaman bir alanda silahlı 20 bin kişi toplayacak gücü olmadı).

Bu bilgileri bir araya getirdiğimizde, o gün Taksim’de bir yangın için gerekli ateşleyici, tutuşturucu, yanıcı, patlayıcı bütün unsurların zaten mevcut olduğunu görürüz. İş bir kıvılcıma kalmıştır ki, Tarlabaşı tarafında patlayan silah (her kim tarafından hangi amaçla atıldıysa) o işlevi görmüştür. Sonrası için fazladan bir provokasyona zaten gerek yok; bir meydanda sıkışmış yüz binlik kitle, patlayan yüzlerce silah, kaçmak için birbirini ezen insanlar, zücaciyeci dükkânındaki fil gibi meydanda insanların arasına dalan panzerler, polis araçları… Polis telsizlerinden yansıyan konuşmalardan polisin de o anda ne yaptığını bilmeden hareket ettiğini anlıyoruz.

Bu yönüyle 1 Mayıs 1977 daha sonra tertiplenen Maraş, Çorum gibi provokasyon amaçlı katliamlara benzemez. Bu anlamda, 1 Mayıs 1977’den hareketle tümevarımla “Taksim sol içi çatışmaydı, demek ki Maraş ve Çorum vb de öyle” genellemesi de yapılamaz; aynı şekilde tümdengelimle, “Maraş ve Çorum faşist provokasyondu, demek ki Taksim de tamamen öyle” genellemesi de yapılamaz. İkisi de yanlıştır.

Failler çıkıp açıkça itiraf etmedikçe bu olayın bir devlet tertibi olup olmadığını anlayamayacağız. Kesin olan şu ki, Kanlı 1 Mayıs tertipli katliam olsa bile bunun zeminini sol kendi eliyle hazırlamıştır. Kesin olan ikinci şey; devlet 1 Mayıs 1977’nin faillerini bulmak için hiçbir şey yapmamıştır. Ne doğru dürüst soruşturma yapılmış, ne deliller toplanmış, ne topluluğun üzerine çevredeki binalardan ateş açılması iddiaları açıklığa kavuşturulmuş ne de dava bir sonuca ulaşmıştır. Gerçekten hiçbir sorumluluğu olmasa bile bu açıdan sorumludur devlet. Sanıyorum Halil Berktay asıl büyük tepkiyi devletin bu rolünü vurgulamayı ihmal ettiği için (belki unuttuğundan?) aldı. Hem de 1 Mayıs gibi özel bir günde böyle bir iddia ortaya atıyorsanız sözlerinizin nerelere doğru sündürüleceğini hesaplamalısınız. “Solun kepazeliği” diye kestirip atıyorsanız bilinenlerden fazla bildiğiniz şeyler olmalı ve onları da ortaya koymalısınız.

Kanaatimce, 1 Mayıs 1977 çok yönlü, çok taraflı ahmaklık sonucu yaşanmış bir faciadır. Nazım Hikmet’in dediği gibi, “kabahat senin / demeğe de dilim varmıyor ama / kabahatin çoğu senin, canım (solcu) kardeşim!”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder